TÜRKTOB

Sosyal Medyada
Birliğimiz

"Destek verilirse Türk tohumculuğunu dünya markası yapabiliriz" ( Dünya Gazetesi Tohumculuk)

"Destek verilirse Türk tohumculuğunu dünya markası yapabiliriz"

Türkiye Tohumcular Birliği (TÜRKTOB) Yönetim Kurulu Başkanı Savaş Akcan, "Üretimde girdi maliyetlerinin azaltılması başta olmak üzere sektörümüze verilecek destekle Türk tohumculuğunu dünya markası yapabiliriz." dedi.

Uluslararası raporlara göre, 55 ülkede 135 milyon kişinin gıda güvencesi açısından kriz düzeyinde ya da daha kötü durumda olduğunun altını çizen Türkiye Tohumcular Birliği (TÜRKTOB) ve Ekonomik İşbirliği Ülkeleri Tohumcular Birliği (ECOSA) Yönetim Kurulu Başkanı Savaş Akcan, "COVID-19 salgınının da etkisiyle daha ciddi sıkıntılar yaşanabileceğini vurgulanıyor. Salgın nedeniyle tarımsal üretimin ve gıda tedarikinin zorlaşması ve daha pahalı hale gelmesiyle, küresel düzeyde ‘gıda milliyetçiliği’ olarak adlandırılabilecek şekilde ülkelerin kendi stoklarını muhafaza etmelerine öncelik verdikleri görülüyor." diye konuştu.

Bitkisel ve hayvansal üretimin vazgeçilmezi ve en stratejik unsurunun tohum-fide-fidan olduğuna dikkat çeken Akcan, tohumculuk sektörünün öneminin daha iyi anlaşılması gerektiğini söyledi. Türkiye’de gıda güvencesi açısından kıtlık düzeyinde bir sorun yaşanmasının beklenmediğini vurgulayan Akcan, buna karşılık belirsizliğin her alanda olduğu gibi tarımda da riskleri artırdığını kaydetti. Akcan, Tarım ve Orman Bakanlığı ile ilgili kuruluşların, salgının tarım ve gıdada olumsuz etkilerini azaltmaya yönelik tedbirlerinin sürdüğünü vurguladı ve "Burada önemli olan çiftçilerimizin daha çok gelir elde etmesini sağlayacak politikaların uygulanması, desteklerin artması ve çiftçilerimizin ürünlerinin değerinde satılacağını bilmesi." dedi.

"Tohum milliyetçiliği yapalım"

Türk bitki ıslahçıları tarafından geliştirilen ve yerli firmalar tarafından üretilen tohumluk çeşitlerinin yabancı çeşitlere göre hiçbir  eksiğinin olmadığını söyleyen Akcan, tamamen yerli sermayeli şirketlerin yurt içi gen kaynaklarından ıslah edip geliştirdikleri milli tohumların tahıl ihtiyacının yüzde 65’ini karşıladığı bilgisini verdi. Akcan, bu oranın baklagillerde yüzde 97, çayır-mera yem bitkilerinde yüzde 92, sebzede yüzde 77 olduğunu vurgularken; mısır, ayçiçeği, şekerpancarı, pamuk ve patates gibi tohumluk açığı olan ürünlerde de gün geçtikçe milli tohum çeşitlerinin arttığını kaydetti.

Türkiye’de tohumculuk sektörünün çok genç olduğunu ve bu nedenle tohum firmalarının sermayelerinin yabancı şirketlere göre daha zayıf olduğunu ifade eden Akcan, yabancıların pazarlama için ayırdıkları bütçelere yerli firmaların ulaşmalarının şimdilik çok zor olduğunu aktardı. Bu yüzden kaliteli ve verimli çeşitleri yabancılar kadar tanıtamadıklarına değinen Akcan, "Ulusal gıda egemenliğinin ön planda olacağı önümüzdeki dönemde çiftçilerimizden en önemli talebimiz; milli çeşitlerimizi kullanmaları. Türk tohumculuk sektörü ve Türkiye Tohumcular Birliği, yerli ıslah çalışmaları sonucu geliştirilen, milli çeşitlerimizin sayısını artırmak için Tarım ve Orman Bakanlığı ile birlikte yoğun gayret içindedir. Bu gayretin sonucu olarak milli çeşitlerimizin sayısı hızla artmaktadır." ifadelerini kullandı.

"Türk cumhuriyetlerinde tohum üretelim"

Yaşanan küresel krizin Türk tarımı için bir fırsat olarak da değerlendirilebileceğini bildiren Akcan, Avrupa’da tarımın yoğun yapıldığı ülkelerin COVID-19’dan en fazla etkilenen ülkeler olduğunu aktardı. Türkiye'nin yaş meyve sebzede Avrupa’yı doyurma kapasitesinin bulunduğunu belirten Akcan, "Ancak, bunun için her zamankinden daha çok üretmek zorundayız. Bizler de bu amaç ve tüm dünyaya tohum ihraç edebilmek için, Türk Cumhuriyetlerde tohum üretmek istiyoruz." dedi. Destek verilmesi halinde Türk tohumculuğunu dünya markası yapma kapasiteleri bulunduğunu söyleyen Akcan, "Üretimde girdi maliyetlerinin azaltılması başta olmak üzere sektörümüze verilecek destekle Türk tohumculuğunu dünya markası yapabiliriz." açıklamasında bulundu.

"Girdi maliyetlerinin düşmesi için tüm imkanlar seferber edilmeli"

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın bu süreçte aldığı tedbirlerin önemine işaret eden Akcan, çiftçinin tarımdan kopmaması için 21 ilde belirlenen ürünlerin tohumlarının yüzde 75’inin hibe olarak üreticilere verilmesi ve hazine arazilerinin tarıma açılması gibi pilot projelerin tüm Türkiye geneline yaygınlaştırılmasını önerdi.

Girdi maliyetlerinin düşürülmesi için tüm imkânların seferber edilmesi talebinde bulunan Akcan, çiftçilerin borçlarının çok daha büyük bir kısmının yapılandırılmasını hatta silinmesini de önerdi.

"İhracatımız 270 milyon dolara, ithalatı karşılama oranımız %123'e yükseldi"

Türk tohumculuğunun tarımın diğer alt dallarına göre daha başarılı bir performans sergilediğini vurgulayan Akcan, Birliğin kurulduğu 2008 yılında 290 bin ton olan sertifikalı tohum üretiminin 2019’da 1 milyon 135 bin tona, 70 milyon dolar olan tohum ihracatının ise 155 milyon dolara yükseldiğini söyledi. Bu dönemde tohum dış ticaretinde ihracat-ithalat arasındaki makasın da giderek kapandığını dile getiren Akcan, "88 ülkeye tohum ihraç ediyoruz, ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 88’e ulaştı ve sadece 22 milyon dolarlık açığımız kaldı." diye konuştu.

2008’de 64 milyon olan fidan (meyve-asma-çilek) üretim sayısının, 2019’da 210 milyona çıktığını ifade eden Akcan, 5 yıl önce 8 milyon dolar olan ihracatın ise 37.7 milyon dolara yükseldiğini, ithalatın azalarak 1.8 milyon dolara düştüğünü ve Türkiye’de üretilen fidanların yüzde 40’nın ihraç edildiğini söyledi. Türkiye’nin yüksek teknolojiyle sebze fidesi üretimiyle tanışmasının çok geç olmasına rağmen, son 10 yılda üretimin 100 kat arttığını ifade eden Akcan, 2019’da 4 milyar sebze fidesi üretildiğini, örtü altı sebze üretiminin fide ihtiyacının ise tamamının karşılandığını vurguladı.

Süs bitkileri sektörünün ise geçen yıl ithalatın iki katına karşılık gelen 80.4 milyon dolarlık ihracat yaptığı bilgisini veren Akcan, "Süs bitkileri sektörümüz, küresel salgın sürecinde çok büyük darbe yedi. Nisan ve mayıs ayları tam hasat zamanımızdı. Siparişler durdu, gümrük kapıları kapandı. Yaklaşık olarak 1 milyar liralık çiçek çöpe gitti. 500 bin kişi bu işten ekmek yiyor. Kamu kurumları tarafından süs bitkileri talebini canlandıracak acil önlemlerin alınması gerekiyor." diye konuştu.

"ÇİFTÇİLER MİLLİ ÇEŞİTLERİ KULLANMALI"

Ulusal gıda egemenliğinin ön planda olacağı önümüzdeki dönemde çiftçilerden en önemli taleplerinin milli çeşitleri kullanmaları olduğunu kaydeden Savaş Akcan, "Türk tohumculuk sektörü ve Türkiye Tohumcular Birliği, yerli ıslah çalışmaları sonucu geliştirilen, milli çeşitlerimizin sayısını artırmak için Tarım ve Orman Bakanlığı ile birlikte yoğun gayret içindedir. Bu gayretin sonucu olarak milli çeşitlerimiz hızla artmaktadır. Ayrıca sürdürülebilir üretim için girdi maliyetleri düşürülmelidir." dedi.

TÜRKTOB DİYOR Kİ;

- Hibrit tohum teknolojisinin GDO ile hiçbir ilgisi yoktur.

- Hibrit/Melez tohumlarla yetiştirilen ürünler insan sağlığına zarar vermez.

- Sertifikalı tohum kullanımının yaygınlaşması yerel tohumları yok etmez.

- Ülkemizde tohumculukla ilgili faaliyette bulunan firmaların tamamı kayıt altındadır ve yaklaşık yüzde 95’i yerli sermayelidir.

- Tohumculuk sektörüne yabancı firmaların hakim olduğu iddiası gerçek değildir.

****

"Tohumculuk sektörünün en önemli ihtiyacı Ar-Ge’dir"

BİSAB YKB VE TÜRKTOB YKB. YRD. DR. VEHBİ ESER:

- Özel sektörün Ar-Ge çalışmalarını yürütecek personeli nitelik ve nicelik bakımından yetersiz.

- Ar-Ge çalışmalarında kamudan faydalanma oranı düşük seviyede.

- Firmalar kendi bünyesindeki Ar-Ge elemanlarının yetişmesi için gerekli zaman ve maddi kaynağı sağlayamıyor.

- Ar-Ge yapan kuruluşlarla, firmalar, sanayiciler ve kullanıcılar arasındaki iletişim yetersiz.

- Ortak proje üretme, bilgi paylaşımı ve kaynakların birlikte kullanımında eksiklik var.

Bitki Islahçıları Alt Birliği (BİSAB) Yönetim Kurulu Başkanı ve Türkiye Tohumcular Birliği (TÜRKTOB) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Vehbi Eser, tohumculuk konusunda yapılan ıslah çalışmalarıyla sektörün iyi bir noktaya geldiğinin altını çizerken, bunun daha ileriye taşınması için sektörün en önemli ihtiyacının Ar-Ge olduğunu söyledi.

BİSAB olarak 300’ü aşkın üyeleriyle, Ar-Ge faaliyetlerinin özendirilmesi, mesleki eğitim ve insan kaynaklarının geliştirilmesi, iş birliğinin artırılması gibi çalışmalar yaptıklarını kaydeden Eser, ayrıca tüketici, gıda sanayicisi ve tohum üreticisinin tercihlerinin hedef alındığı bitki ıslah sisteminin egemen kılmayı öngördüklerini vurguladı. Eser, nihai hedeflerinin ise bitki ıslahı ve tohumluk üretimi açısından Türkiye’nin hedefleri olan bölgesel bir güç haline gelmesi olduğunu vurguladı.

Türkiye’deki kamu araştırmalarının büyük bölümünün Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesindeki TAGEM tarafından yürütüldüğünü belirten Eser, üniversitelerin araştırma birimlerinde de çalışmalar olduğunu anlattı.

Özel sektörün başlangıçta genellikle tohumu ithal ettiğini hatırlatan Eser, günümüzde ise tarımsal araştırma kuruluşu yetkisine sahip bazı şirketlerin kendi ıslah programlarını oluşturarak, kendi çeşitlerini geliştirdiğini ifade etti. Eser, bunların aynı zamanda Bakanlığın uyguladığı politikalarla kendi geliştirdikleri veya enstitülerde geliştirilen hibrit ve standart çeşitlerin üretimine yöneldiklerini bildirdi.

Türkiye’de 12 bin civarında bitki türü bulunuyor

Türkiye’nin birçok türün gen merkezi olmasıyla, oldukça zengin bir biyoçeşitliliğe ve genetik altyapıya sahip olduğunu dile getiren Eser, "Doğal ve kültürel varlıklar açısından eşsiz bir coğrafya ve zenginliğe sahip olan Türkiye’de 12 bin civarında bitki türü bulunmakta olup bunun yaklaşık yüzde 32’si endemiktir. Bugün Türkiye’de kullanılan hububat ve baklagil tohumlukları ile yağlı tohumlardan, aspir, susam, yer fıstığı ve haşhaş çeşitlerinin büyük kısmı yerli ıslah çalışmalarından gelen çeşitlerdir. Sebzecilikte ise domates, biber, patlıcan, kabak ve hıyar tohumlarının yarısından fazlası yerli bitki ıslahı çalışmalardan sağlanan çeşitler ve üretimlerdir." dedi.

Bu gelişmelere rağmen sektörünün en önemli ihtiyacının Ar-Ge çalışmaları olduğunu ve bu alana daha çok kaynak aktarılması ile bilgi ve teknolojinin sektör tarafından kullanılabilmesi olduğunun altını çizen Eser şunları söyledi: "Özel sektörde Ar-Ge çalışmalarını yürütecek personel nitelik ve nicelik bakımından yetersizdir. Ziraat fakültelerinde lisans düzeyindeki eğitimler bu amaca yönelik değildir. Tohumculuk alanında Ar-Ge’de uzmanlaşmış organizasyonlar oluşturulamamıştır."

"TÜBİTAK projelere yeteri kadar yer verilmiyor"

Özel sektörün Ar-Ge çalışmalarında yer alan personellerinin bilgi birikiminin geliştirilmesinde kamudan faydalanma oranının düşük seviyede olduğunu anlatan Eser, "Özel sektör kendi bünyesindeki Ar-Ge elemanlarının yetişmesi için gerekli zaman ve maddi kaynakları yeterince sağlayamamaktadır." diye konuştu.

Ar-Ge çalışmalarının yüksek teknik bilgi, personel, ekipman, finans ve sabır isteyen uzun süreli, riskli bir iş olduğunun altını çizen Eser, geri dönüşümün de uzun zaman almasının, özel sektörün bu konuya yeteri kadar ilgi göstermemesine neden olduğunu söyledi. Ar-Ge yapan kuruluşlarla, özel sektör, sanayici ve kullanıcılar arasındaki iletişimin de yetersiz olduğuna vurgu yapan Eser, "Ortak proje üretme, bilgi paylaşımı ve kaynakların birlikte kullanımında eksiklik vardır. TÜBİTAK projelerinde tohumculukla ilgili projelere yeteri kadar yer verilmiyor." şeklinde konuştu.

Birlikler yerli tohumculuk için çalışıyor

Avrupalı rakiplerine göre yarışa geç başlayan ancak son yıllarda gösterdiği performansla önemli bir büyüme ivmesi yakalayan tohum, fide ve fidancılık sektörü, Türk tarımsal üretiminin de en temel unsuru olarak ön plana çıkıyor. Özellikle Ar-Ge yatırımları sonucunda geliştirdikleri ürünlerle, tarımsal verimlilik ve kalite artışına katkı sağlayan sektör, Türkiye’yi bu alanda dünyanın önemli bir oyuncusu haline getirmek için çalışıyor. TÜRKTOB çatısı altında faaliyet gösteren birlikler, üretimde girdi maliyetlerinin azaltılması yanı sıra, çiftçilerin sertifikalı ürün kullanımının desteklenmesiyle birlikte, söz konusu hedefe çok rahatlıkla ulaşılabileceğini öngörüyor.

***

TSÜAB Başkanı Dr. Ahmet Yılmaz: Tohumculuğun öncelikli desteklenen sektörler arasına alınması şarttır

Tohum Sanayicileri ve Üreticileri Alt Birliği (TSÜAB) Başkanı Dr. Ahmet Yılmaz, COVID-19 salgınının gıdanın ilk adımı olan tohumun stratejik önemini gösterdiğini bildirdi.

"Atalarımız "Bir musibet, bin nasihatten iyidir." demişlerdir. Böyle bir dönemi yaşıyoruz." diyen Yılmaz "Gıda güvenliği ve bitkisel üretimin başlangıcı olan milli tohumculuk sektörü her ülke için stratejiktir." dedi. Yılmaz "Çok dinleyen olmadı veya biz anlatamadık. COVID-19 salgınında tüm dünya ile birlikte ülkemizde de gıda güvenliği, tarımsal üretimin ve milli tohumculuğun önemi gündeme oturdu." diye konuştu.

Azalan üretim alanlarına rağmen temel gıda ürünleri rekoltesindeki artış ve ülke içi tüketimde kendine yeterlilik oranlarımızın oldukça yüksek olduğunu belirten Yılmaz, "Sektörümüz; son 10 yıldaki büyüme oranlarına bakıldığında tohumculukta çok ileri diye bahsedilen ülkeler ile yarışır duruma gelmiştir. Büyük emek sarf ederek, kendi öz sermayeleri ile bugüne gelmiş pek çok firmamız, salgının beraberinde getirdiği zorlu günlerde maddi kayıplara uğramış ancak pes etmemiştir. Bir miktar "cansuyu" bekleniyor." diye konuştu.

***

FÜAB Başkanı Hurşit Nallı: Kayıtlı fidan üretimi 2002’ye göre 29 kat arttı

Fidan Üreticileri Alt Birliği (FÜAB) Başkanı Hurşit Nallı, 2002’de 3.5 milyon olan sertifikalı fidan üretiminin 29 kat artarak, 2019’da 102.8 milyona yükseldiğini bildirdi. Nallı, Türkiye’nin dünya fidancılığında tercih edilen marka olma yolunda ilerlediğini vurguladı.

Uluslararası standartta yapılan üretimle son 10 yılda Türkiye’deki meyve bahçeleri ve bağların yeni fidanlarla kurulduğunu kaydeden Nallı, 2010’da 7.5 milyon dolar olan ithalatın, geçen yıl 1.6 milyon dolara gerilediğini aktardı. İthalat yapılan ülkelere fidan ihraç edilir hale gelindiğini söyleyen Nallı, 1 milyon doların altında olan ihracatın ise 37.7 milyon dolara çıktığı bilgisini verdi.

İhracatta hedefin 100 milyon dolar olduğunu söyleyen Nallı, bu ivmenin devam etmesi için Ticaret Bakanlığı ve büyükelçilerle görüşmeler yapıldığını söyledi. Nallı, fidan ve materyal ihracatının artırılması için sertifika şartı yanında sadece üreticilerin ihracatına izin verilmesi gerektiğini kaydetti. Nallı, FÜAB sayesinde kaçak üretimin azaldığını belirtirken, "Bunun önlenmesi için "FÜAB’a üretici belgesi düzenleme, etiket basma yetkisi verilmeli. Ön temel/ temel/ sertifikalı/ standart fidan ve materyal üretimlerine destek verilmeli." dedi.

***

TODAB Başkanı Aykut Hacıoğlu: Tohum Nerede? Platformu'yla rekabet ve ihracatımız artacak

Tohum Dağıtıcıları Alt Birliği (TODAB) Başkanı Aykut Hacıoğlu, üyelerin rekabet gücünü ve ihracatı artırabilmek amacıyla Tohum Nerede Portalı (www.tohumnerede.com.tr) kurduklarını açıkladı. Öncelikli olarak üyelerin sattığı tohumluklardan bir veri tabanı oluşturulduğunu kaydeden

Hacıoğlu, tohumluk ihtiyacı olan herkesin web üzerinden sisteme ulaşabildiğini söyledi.

Üyeler tohumluklarının tür ve çeşitlerinin yanı sıra fiyat ve miktarlarını da portala girebildiğini söyleyen Hacıoğlu, ücretsiz olan portalın, sadece TODAB üyelerinin kullanımına açık olduğunu aktardı. Hacıoğlu, bu sistemi kurarken temel olarak üyelerin rekabet gücünü artırması, ürünlerin ülke ve yurtdışına daha kolay sunulmasını amaçladıklarını belirtti. Hacıoğlu, portalın son 6 aylık sürede yaklaşık 20 bin kişi tarafından ziyaret edildiği bilgisini verdi.

Tüm gerçek ve tüzel kişilerin yurtiçinde tohum satışı yapabilmek için Tarım ve Orman Bakanlığından bayilik belgesi almanın yanı sıra TODAB’a üyelik zorunluluğu bulunduğunu ifade eden Hacıoğlu, üye sayılarının 6 bin 595 olduğunu iletti.

Hacıoğlu, TODAB’ın sektörle ilgili kararların oluşmasına yardımcı olmak üzere öneriler ve rapor hazırladığını aktardı.

***

SÜSBİR Başkanı Ahmet Dündar: Salgın sektörü zora soktu ürünlerin büyük bölümü zayi oldu

Süs Bitkileri Üreticileri Alt Birliği (SÜSBİR) Başkanı Ahmet Dündar, 5.5 milyar liralık üretim değerine sahip ve 500 bin kişiye istihdam sağlayan sektörün, salgından çok olumsuz etkilendiğini ve ürünlerin büyük bölümünün zayi olduğunu söyledi.

Dündar, ilk kez 2018’de dış ticaret fazlası veren sektörün, 2019’da ise 80.4 milyon dolarlık ihracatla, yapılan ithalatı ikiye katladığı bilgisini verdi.

Dündar, sektörün üretim dönemi olan bahar aylarında ortaya çıkan salgının mevsimlik ve kesme çiçek üreticilerin ürünlerinin çok önemli bir bölümünün zayi olmasına yol açtığını aktardı.

SÜSBİR olarak üreticilerin süreçten en az zararla çıkmaları için çalışma yaptıklarını dile getiren Dündar, resmi bir tutanakla zarar tespitinin yapılması konusunda başvuruda bulunduklarını iletti.

Uğranan zararın desteklerle karşılanmasının en büyük temennileri olduğuna değinen Dündar, üreticilerin pazarlarda satış yapabilmesi için de yerel yönetimlere başvurduklarını vurguladı.

Dündar, "Üyelerimize yeni bir pazarlama ağı olması adına kurduğumuz web tabanlı satış kanalımız SÜSBİR Portal’ın (www.susbirportal.com) Mobil Uygulamasını da bu süreçte hayata geçirdik. Bu zorlu süreci hep birlikte en az zararla atlatmak için SÜSBİR olarak çalışmaya devam edeceğiz." diye konuştu.

***

FİDEBİRLİK Başkanı Rahmi Kandemir: Aşılı fide kullanan çiftçilerimiz devletten destek bekliyor

Fide Üreticileri Alt Birliği (FİDEBİRLİK) Başkanı Rahmi Kandemir, dünyada hıza gelişen aşılı fide üretiminin Türkiye’de de aynı başarıyı yakalayabilmesi için bunları kullanan çiftçilere destek verilmesi gerektiğini söyledi. Türkiye’de modern fide üretiminin 1995 yılında 30 milyon adetle başladığını hatırlatan Kandemir, takip eden yıllarda olağanüstü gelişme gösterdiğini ve 2019’da sektör üretiminin 4 milyara çıktığını bildirdi.

Dünyada aşılı sebze fidesi üretiminin 1914 yılında Japonya’da, Avrupa’daki üretimin 1962’de başladığını bildiren Kandemir, Türkiye’de ise ilk aşılı sebze fidesi üretimininse Avrupa’dan 36 yıl sonra Antalya’da başladığını kaydetti ve "2001’de üç üretici 250 bin fide üretirken, 2019 sonunda 34 üreticimiz 200 milyon civarında sebze fidesi üretimi yaptı." dedi. Aşılı fidenin, özellikle toprak kökenli hastalıklara dayanıklı bir anaç çeşidin üzerine verim ve kalitesi yüksek bir sebze çeşidinin aşılanması ile elde edildiği bilgisini veren Kandemir, bunun ilaç kullanmadan verimliliği artırdığını belirtti. Fide sektörünün dünyada hızla gelişen tekniğinin, Türkiye’de aynı ölçüde gelişim göstermediğini dile getiren Kandemir, "Bunun tek bir nedeni var: Bir aşılı fidenin maliyeti düz fidenin 2.5 katı. Bu nedenle aşılı fide devletten destek bekliyor." şeklinde konuştu.

***

TYAB Başkanı Hacı Ömer Güler: Tohumculukta girdi maliyetleri daha çok desteklenmeli

Tohum Yetiştiricileri Alt Birliği (TYAB) Başkanı Hacı Ömer Güler, Birlik olarak tohum talebinin artırılması, tohum yetiştiriciliğinin özendirilmesi ve girdi maliyetlerinin azaltılması amacıyla girişimlerde bulunduklarını söyledi. Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan özgün bir destek modeli talebinde bulunduklarını ifade eden Güler, fark destek ödemelerinde yüzde 50 oranında talepleri bulunduğunu belirtti.

Tohumculukta girdi maliyetlerinin azaltılmasının önemine işaret eden Güler, "Üretimin önündeki en büyük sorunların başında girdi maliyetlerinin yüksek olması geliyor. Özellikle elektrik, gübre ve motorin fiyatlarının payı önemli yer tutuyor." ifadelerini kullandı.

Girdi desteklerinin tarımsal üretimin ihmal edilemez bir parçası olduğunu söyleyen Güler, "Girdilerdeki fiyat artışları üretimin sürdürülebilirliğini tehdit ederek üreticilerin dayanma gücünü zorlayıp üretimden soğumalarına neden olabiliyor." diye konuştu.

Güler, çiftçinin toprakla tekrar barıştırılıp üretime döndürülme mecburiyetinin fark edilmesini istediklerini aktardı.

Yeni dönemde üretmeyen ülkelerin işlerinin çok zor olacağına değinen Güler, "Gıda konusunda kendine yetebilen ülkeler bağımsız ülkelerdir. Ülkemizin kendi kendine yetebilirlik gücü pandemi sürecinde sınırların kapatılmasıyla bir kez daha karşımıza çıkmış oldu." dedi.